Kayıtlar

Haziran, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Fırtınada Eğilmek Ama Kırılmamak: Duygusal Dayanıklılık (Resilience) Nasıl İnşa Edilir?

Hayat her zaman doğrusal bir çizgide ilerlemez. Bazen her şey yolunda giderken ani bir değişiklik, beklenmedik bir kriz ya da planlarımızın tamamen altüst olduğu bir dönemle karşılaşabiliriz. Böyle anlarda çoğumuz şu soruyu sorarız: "Neden hep benim başıma geliyor?" ya da "Bu durumla nasıl başa çıkacağım?" İşte tam bu kırılma noktasında devreye çok güçlü bir psikolojik kavram giriyor: Duygusal Dayanıklılık (Resilience). Dayanıklılık, hayatın getirdiği zorluklar karşısında hiç yara almamak veya hiç üzülmemek demek değildir. Aksine; düşmek, canının yanmasını hissetmek ama her şeye rağmen o düştüğün yerden eskisinden daha güçlü bir şekilde ayağa kalkabilme becerisidir. Peki, doğuştan gelen bir yetenek olmayan, sonradan bir kas gibi geliştirilebilen bu beceriyi hayatımıza nasıl entegre edebiliriz? 1. Durumu Olduğu Gibi Kabul Edin (Pollyannacılık Yapmayın) Duygusal olarak dayanıklı insanlar, zor bir durumla karşılaştıklarında "Her şey çok güzel olacak" diy...

İletişimde Sadece Sıramızı mı Bekliyoruz, Yoksa Gerçekten Duyuyor muyuz? İlişkileri Dönüştüren Derin Dinleme Rehberi

  İletişimde Sadece Sıramızı mı Bekliyoruz, Yoksa Gerçekten Duyuyor muyuz? İlişkileri Dönüştüren Derin Dinleme Rehberi Günün herhangi bir anını gözünüzün önüne getirin: Bir dostunuz size yaşadığı bir sorunu anlatıyor, iş ortağınız yeni projesinden bahsediyor ya da eşiniz gününün nasıl geçtiğini paylaşıyor. O esnada zihninizde neler dönüyor? Gerçekten onun dünyasına mı misafir oluyorsunuz, yoksa o susar susmaz vereceğiniz cevabı, anlatacağınız kendi hikayenizi mi tasarlıyorsunuz? Günümüz dünyasında iletişim, ne yazık ki karşılıklı konuşma sırasını bekleme yarışına dönüştü. Çoğumuz dinlemiyoruz; sadece cevap vermek için pusuda bekliyoruz. Oysa insan ruhunun en derin ihtiyaçlarından biri, bir başkası tarafından gerçekten duyulmuş ve anlaşılmış hissetmektir. İşte tam da bu yüzden, sadece kulakla değil, zihinle ve kalple yapılan bir eylem olan Aktif Dinleme (Derin Dinleme) , ilişkileri dönüştüren sihirli bir anahtardır. Dinlemenin Katmanları: Siz Hangi Seviyedesiniz? Psikoloji ve ...

Minik Kalplerin Pusulası: Çocuklara Duyguları Anlatmak Neden Bu Kadar Önemli?

Hepimiz çocukken bir anımızı hatırlarız: Belki oyuncağımız kırıldığında hissettiğimiz o büyük hayal kırıklığı, belki de kalabalık bir ortamda içimizi kaplayan o açıklayamadığımız huzursuzluk... Peki, o anlarda yanımızdaki yetişkinlerden "Ağlama, bir şey yok," veya "Bu kadar abartacak ne var?" gibi cümleler duyduğumuzda ne hissetmiştik? Muhtemelen yalnız, anlaşılmamış ve biraz da kendi duygularımızdan korkmuş. Bugün bir yaşam koçu ve Minik Bulut Lila serisinin yazarı olarak, yetişkinlerin dünyasındaki birçok düğümün aslında çocuklukta "isimlendirilemeyen" ve "yok sayılan" duygulardan kaynaklandığını gözlemliyorum. Peki, çocuklara duyguları anlatmak neden bu kadar hayati? Gelin, birlikte bakalım. 1. Duyguları Tanımlamak, Onları Yönetebilmenin İlk Adımıdır Bir çocuk "öfkeli" olduğunu veya "hayal kırıklığı" yaşadığını kelimelere dökebildiğinde, o duygunun yoğunluğu da azalmaya başlar. Duygu bir isim aldığında, artık o belir...

Rayların Arasında Saklananlar: Çocukluk Tramvaylarımızı Neden Fark Etmeliyiz?

  Hepimizin zihninde, sadece bizim bildiğimiz, nostaljiyle karışık bir burukluk taşıyan o raylar vardır. Çocukluk tramvayları... Hayır, eski İstanbul’un o nostaljik vagonlarından bahsetmiyorum. Zihnimizin arka bahçesinde, hiç durmadan çalışan, bazen raydan taşan, bazen de en beklenmedik anlarda fren sesiyle bizi irkilten o görünmez duygusal vagonlardan bahsediyorum. Çoğumuz yetişkinliğe adım atarken o tramvayları unutmaya çalışırız. Ancak onlar, sandığınızdan çok daha fazla yük taşıyorlar. O Vagonlarda Ne Var? Çocukluk tramvayları, aslında o yaşlarda "büyük" olan ancak mantığımızın tam olarak oturtamadığı olaylardır.   Yanlış Anlaşılmış Bir Sessizlik: Belki bir akşam yemeğinde sofradaki o buz gibi sessizlik... Çocuktunuz, bir şeylerin ters gittiğini biliyordunuz ama ne olduğunu anlamlandıramadınız. İşte o sessizlik, o tramvayın en ağır yükü oldu.   Tamamlanmamış Bir Oyun: Bir arkadaşınızın sizi aniden oyundan dışlaması ya da bir hayal kırıklığı... O an "önemsiz...

Sınav Döneminde Ebeveyn Olmak: Fırtınalı Denizde Güvenli Bir Liman İnşa Etmek

  Evde sürekli havada uçuşan deneme sonuçları, "Kaç netin var?" soruları ve odasından çıkmayan (ya da çıkamayan) bir genç… Tanıdık geldi mi? Sınav hazırlık süreçleri, sadece sıraya oturan ve kalem tutan çocuk için değil; onunla aynı evi, aynı havayı ve aynı kaygıyı paylaşan biz ebeveynler için de devasa bir psikolojik sınav. Çoğu zaman onlar adına duyduğumuz yoğun gelecek kaygısıyla, farkında olmadan evdeki yangına körükle gidebiliyoruz. Peki, bu fırtınalı dönemde çocuğumuza köstek değil, gerçek bir destek nasıl oluruz? Gelin, sınav psikolojisinde ebeveynliğin altın kurallarına birlikte bakalım. 👇 1. Başarıyı Çocuğunuzun Kimliğiyle Özdeşleştirmeyin Çocuğunuzun deneme sınavından aldığı düşük bir sonuç, onun "sorumsuz" olduğunu göstermez. Aynı şekilde yüksek bir sonuç da onu "kusursuz" yapmaz.   Gerçek şu ki: Sınav performansı sadece o anki akademik bilgi ölçümüdür. Çocuğun karakterinin, değerinin ya da size olan sevgisinin bir göstergesi değildir....

Aynı Kökten Farklı Yapraklar: Otizm ve DEHB Arasındaki Çizgiyi Anlamak

Dışarıdan bakıldığında bazen birbirine çok benzeyen, hatta sıkça karıştırılan iki kavramı konuşalım bugün: Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) ve Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) . Her iki durum da beynin bilgiyi işleme, dünyayı algılama ve çevreyle etkileşime girme biçimini etkileyen nöroçeşitlilik (beyin yapısındaki doğal çeşitlilik) örnekleridir. Hatta bu iki durum sıklıkla bir arada da görülebilir. Ancak temelde, dünyayı deneyimleme şekilleri ve arkalarındaki temel motivasyonlar birbirinden oldukça farklıdır. Gelin, bu iki dünya arasındaki farkları çok derin teorilere boğulmadan, en net halleriyle inceleyelim. 1. Odaklanma ve Dikkat: Nereye, Nasıl Bakıyorlar? İlk bakışta her iki gruptaki bireyler de "dikkat sorunu" yaşıyor gibi görünebilir, ancak işin aslı öyle değildir.   DEHB'de Odak: Buradaki temel mesele dikkatin eksik olması değil, dikkati yönetememektir . DEHB olan bir zihin, çevredeki her uyarıcıya (aynı anda çalan telefona, dışarıdaki kuşa, odad...